Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Videolar
 
ekbilgi

Yusufeli 1.Yöresel Anı Yarışması Sonuçları - | YUSUFELİ'NİN SESİ |
   
 Yusufeli 1.Yöresel Anı Yarışması Sonuçları

Yusufeli 1.Yöresel Anı Yarışması Sonuçları
 Yazy Boyutu

 Tarih : 17.08.2010 - 20:18:21 


Yusufeli 1.Yöresel Anı Yarışmasında Dereceye Giren Eserler ve Sahipleri


Ortaöğretim Okulları Arası Anı Yarışması Birincisi
Meliha Usta- Yusufeli Çok Programlı Lisesi

YALNIZLIĞI ADIMLARKEN

Soğuk bir kış günüydü. Dershanedeki o yorucu günün sonuna gelmiştik. Peki, ama eve nasıl gidecektim bu soğuk havada... Hadi havayı boş ver, bu yorucu günün üzerine onca yol yalnız başına nasıl çekilirdi. "Bir arkadaş olsaydı bari" diye de düşünmedim değil. Yalnızlık bazen iyi geliyor insana. Hem biraz düşünmeye ihtiyacım var, diye düşündüm. Böyle bir düşünce bana güç verdi sanki. Ve o uzun, sokak lambalarının ışıklarıyla aydınlanan, sağlı sollu sıralanmış ağaçların birbiriyle küstüğü, çamurların asfaltı bir çarşaf gibi örttüğü bu soğuk ve sessiz yollara bıraktım kendimi. Kendimi öyle alıştırmıştım ki bu yalnızlık dolu karanlık yola; tıpkı Yusufeli'nin siyah bulutlarla çevrili dağlara, coşkunca akan Çoruh'a kendini alıştırdığı gibi... Dönüp geriye baktığımda farkında olmadan epey ilerlediğimi anladım.Sokak lambalarının ışığı altında ağaçların kurumuş uzun dallarının yollarda yarattığı o korkunç gölgeleri ezerek eğleniyordum. Diğer yandan da yanımdan hızla geçen arabaların içine bakıyordum. Böylelikle yolu çekilir hale getiriyordum. Birden bir ses duydum. İçimdeki mutluluk korkuya dönüştü. Gözlerim fal taşı gibi açıldı, yavaşça geri döndüm. 0 da ne? Başımdan aşağı kaynar sular döken sesin sahibi bu muydu yani? Karanlıktan korkmuş, soğuktan üşümüştü. Küçük, şirin gözleriyle bana bakıyordu. Ona doğru yürüdüm. Sarı ıslak tüylerine büzüşmüş, kafasını saklamıştı."Ayy, bu benim olmalı" dedim kendi kendime... Galiba aradığım arkadaşı buldum. Ama isimsiz bir arkadaş. İdare edeceğiz artık. Dur dur, niye idare edelim ki! Hemen bir isim verelim bu sevimli yavruya. Karabaş! Köpek ismiydi sanki bu, olmaz. Hem bunun neresi kara... Sarıkız! Yok yok bu da olmaz, inek ismine benziyor. Hem daha cinsiyetini bile bilmiyorum. Belki de dişi değildir, mahcup olurum. Buldum, Hıçkırık! Bu yavruya verebileceğim en güzel isim bu bence. Evet evet Hıçkırık... Artık ismi olan bir arkadaşım var. Eve geç kalacağım belki; ama bir arkadaş edindim.Hıçkırık'la birlikte yol boyundaki yalnızlığa bıraktık kendimizi. Hafif bir rüzgâr geziniyor benim saçlarımda, onun tüylerinde. Sanki bütün mahalle, ben mahalleye doğru ilerledikçe üzerime geliyor. Eve yaklaşıyorum git gide. Sanki yeni arkadaşım da benim gibi düşüncelere kaptırmış kendini. 0 da mahalleye yaklaştıkça yaşayacağı yere, yaşayacağı hayata dair tasarılarda bulunuyor gibiydi. Uzun ve yalnızlık dolu yolların sonuna gelmiştik. Bizim ev göründü, dedim ona. Sustu yine.Hiç sevmediğim son yokuşu çıkıyorum yine. Ama yalnız değilim, kedim var. 0 dik yokuşu o da çıkmakta
zorlanıyor. Bunu nefes alırken çıkardığı seslerden, attığı küçük adımlardan anlıyorum. Kendini acındırdığı bir bakışı var ki yavaş yavaş sahibine benzemeye başladığının işareti.Nihayet eve geldik. Evin önündeyim. Kapının önündeki yaprakları dökülmüş kuru dalların çevrelediği çardağın üzerimde yarattığı gölgelerden korkarak anneme bağırdım : " Anne, ışığı yakar mısın?" Işık yandı.Yavaşça eğilip çamurla haşır neşir olan ayakkabımın bağlarını açmaya başladım. Ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim. Üzerimi değişip doğru mutfağa... Dolabın kapağını açtım, ne var ne yok diye bakıyordum ki annem, "Ne arıyorsun?" dedi. "Süt var mı?"dedim. "Alt rafa bak." dedi.
Alt rafa eğildim. Sütü aldığım gibi dışarıya çıktım. Sağa sola bakındım. Hıçkırık diye seslendim. Çıt yok. Bir süre etrafa bakındım elimdeki süt şişesiyle. Ve sonra o kocaman kuru dalların karanlık gölgesinde buldum onu. Havanın soğuğuna bırakmış kendini. Bir tas buldum kömürlükten. Hemen yıkayıp sütü boşalttım. Öyle bir içişi vardı ki o an ben de kurt gibi acıktığımı hissettim. Islak tüylerini okşayıp eve gittim. Ertesi gün okuldan eve geç döndüm. Aklımda tek soru vardı: Annem Hıçkırık'ı aç bırakmış mıydı? Hemen odaya girdim. Soyunup dökündüm, doğru kömürlüğe... Gittiğimde onu kömürlerin üzerinde buldum.
Benim sarı tüylü kedim gitmiş, kara tüylü bir keçi gelmiş. Onunla oynadım, kirli tüylerini okşadım. Sonra yemek
getirdim ona, epey acıkmıştı. Ve onunla geçirilen bir gün daha bitti. Bu onunla ikinci günümüzdü. Zaman durur
mu? 3. gün, 4. gün, 5. gün, 6 gün...Okuldan çıkınca eve geldim. Üzerimi değişip Hıçkırık'ın yanına, o kara
kömürlüğe gittim. Görünürde Hıçkırık yoktu, seslendim, yine yok. "Nerede bu kedi?' diye söylendim kendi kendime.
Orayı burayı karıştırdım, yok, yok... Suratım asıldı biraz da. Bahçeye çıktım, çıplak çardağa baktım, yok...
Merdivenin altına baktım, orada da yok.Gitmiş. Bırakmış beni. Her yerde onun pati izleri... Kucağımda,
ellerimde, soğuk çardağın gölgesinde, kömürlükteki kömür çuvallarında... Tek arkadaşımdı o benin. Oydu beni tek
dinleyen. Şimdi ne beni sessizce dinleyen ne de okuldan dönüşümü dört gözle bekleyen bir arkadaşım olacak. İnsan
ne kolay alışıyor. Onsuzluk çok zor gelecek. Onu yollardaki çamurlara, yol boyundaki kavakların korkunç
gölgelerine, kömürlükteki kömür çuvallarına, kapıdaki çardağın karanlığına bıraktım... İnsandan yoksun dünyamı Hıçkırık da beğenmemişti. Beni ona böylesine bağlayan şey insansızlıktı. Öyle ya, iyi bir dostum olsa bir kedi tarafından terk edilmek beni bu kadar üzer miydi? İyi bir dostum olsa yalnızlığımı kimsesiz bir kediyle paylaşır mıydım? Bizi birbirimize yaklaştıran yalnızlığımızdı. Anlaşılan o artık yalnız değil. Sanırım onunla aynı dili konuşan bir dost buldu. Ben bekledikçe beni gelip bulan şey yalnızlık. Ben de Hıçkırık gibi, gidip dostumu aramalıyım...






İlköğretim Okulları Arası Anı Yarışması İkincisi
Rumeysa Durur- Tekkale İlköğretim Okulu

Kazanırken Kaybetmek

Bundan iki yıl önceydi, Tekkale İlköğretim Okulunda 5. sınıfta okuyordum. Çok çalışıyor başarılı olup bursluluk sınavını kazanmak için çok uğraşıyordum. Derken sınav tarihi geldi çattı. Çok heyecanlıydım, eğer bursluluk sınavını kazanırsam hem ismimi herkes duyacaktı hem de çok iyi olmayan maddi durumumuza katkıda bulunacaktım. Gerçekten buna ihtiyacım vardı.
Sınav saati geldiğinde ellerim titriyordu, kalemi tutamıyordum. İçimden bildiğim bütün duaları okudum ve sınava başladım. Sorular çok kolay gelmişti ve hepsini çözdüm. Sınav bitmiş sonuçların açıklanmasını beklemeye başlamıştım. İnanın sınavdan önce hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Sınavın açıklanma tarihi olarak Ağustos ayı denilmişti, daha iki ay vardı ve günler geçmek bilmiyordu. Neyse uzatmayayım. Sıcak bir Ağustos günü telefon çaldı annem baktı telefona ve telefondaki Şükrü öğretmenimdi, anneme beni sordu ve telefona beni çağırdı o an kalbim duracak gibi oldu çünkü anlamıştım sınav açıklandı. Telefonu aldım ve öğretmenim bana sınavın açıklandığını, puanımı bilip bilmediğimi sordu. Ben de hayır bilmiyorum dedim. Ve bana puanımı "454" olduğunu söyledi ve bu puanın ilçedeki en yüksek puan olduğunu söyledi. Bunu duyunca havalara uçtum. Çok sevindim çünkü daha önce öğretmenim 450 yi geçersen bursu kazanırsın demişti. Ben telefonda sevinç çığlıkları atarken öğretmenim durgun bir sesle: - "asıl haberi şimdi söyleyeceğim' dedi. Ben bursu kazandın kelimelerini bekliyordum, öğretmeninim ağzında ilk olarak; - "sınavı kazandın ama" diye bir cümle çıktı. Bir anda sevinç çığlıkları boğazıma düğümlendi. Öğretmenim devam etti; -" bursu kazanamadın.,, O an hem öğretmeninim sesi daha da ağırlaşmıştı hem de benim dünyam yıkılmıştı. Çünkü bu bursa benim olduğu kadar ailemin de ihtiyacı da vardı. Onları bundan mahrum bırakmıştım. Ağlamaya başladım öğretmenim ağlama dedi. Burs kazanamadın ama ilçede 1. oldun diyerek beni teselli etmeye çalıştı. Ama ben çok üzülmüştüm. Öğretmenimi duymuyordum bile. Çünkü bu sınavın bir ödülü vardı ve ben o ödülü kaybetmiştim, 1. olmak umrumda bile değildi. Ağlayarak telefonu kapattım. Birkaç gün sonra ilçede burs kazananların isimleri ve puanları açıklandı. Ve İlçede bursu kazanan ilk kişinin puan olarak benden düşük bir puanla burs kazandığını duyunca çıldırdım. Bu nasıl olur diye öfkelenip etrafıma bunun nasıl olduğunu sormaya başladım, öğretmenime ulaşarak bu durum nasıl olur diye sordum. Öğretmenim bana onun puan olarak benden daha düşük olabileceğini ancak ayrıcalığının olduğunu söyledi. Nasıl ayrıcalık olabilir, hepimiz aynı şartlarda sınava girmiyor muyuz diye öfkelenip ve onun ayrıcalığı nedir diye sordum. Öğretmenim: - "o öğretmen çocuğu" dedi. Onun ayrıcalığı öğretmen çocuğu olmakmış. Peki, benim günahım öğretmen çocuğu olmayıp, maddi zorluklar içersinde okuyup, tek odalı bir evde (kahvenin içinde) yaşamak mı'? Onlar her türlü kaynakla çalışırken, benim ders kitaplarım ve sadece öğretmenimin getirdiği birkaç kaynakla çalışmamıydı benim günahım? Nasıl bir sistemdi nasıl bir sınavdı bu diye kendime sorular sorarak her şeye küsmüştüm. Okuluma, derslere, arkadaşlarıma, sınavlara...
Bir yıl bu şekilde ne ders çalıştım ne sınava hazırlandım hiçbir gayret göstermedim. Niye gayret gösterecektim ki, niye çalışacaktım ki başarılı olup ödülünü alamadıktan sonra niye çalışacaktım. Bu senede çalışmadan gireyim bakalım böyle kazanacak mıyım diye düşünüyordum. Hatta Murat öğretmenimizin: -" çalış bu sene kazanarak onlara, sisteme en güzel cevabı ver" demesine rağmen hiç çalışmamıştım ve sene sonu gelmişti. SBS ye girmiştik. Sınavdan sonra okulun kapısında bekleyen Murat öğretmenimin nasıl geçti sorusuna çok iyi geçti kesin derece yaparım dedim ama içimde bir korku vardı çünkü çalışmamıştım. Sınav sonuçları açıklandı ve ben çok kötü bir puan almıştım ve buna en çok öğretmenlerim üzülmüş ve şaşırmıştı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve yaşatmıştım.
Şimdi 7.sınıftayım hatalarımdan ders çıkarmış bir şekilde sınava hazırlanıyorum ve iki hafta sonra inşallah çok iyi bir sonuç alacağım ve hayal kırıklığı yaşattığım öğretmenlerime büyük bir sevinç yaşatacağım.
Ama 5. sınıftaki sınavı ömrüm boyunca unutmayacağım.



Ortaöğretim Okulları Arası Anı Yarışması Üçüncüsü
Soner İşçi-İmam Hatip Lisesi

YEŞİLE VE MAVİYE GİDEN YOL

Yaz, son baharını yaşıyordu. Yaylada soğuk kendim iyice hissettiriyordu. Biz de son son ekinleri biçip, yağımızı, peynirimizi hazır ediyorduk. Köye inmek için her şey hazırdı. Hatta bazıları yola çıkmıştı bile. Yayla mevsimi sona eriyor, yavaş yavaş boşalıyordu evlerinden insanlar.
Sabah erkenden yola çıkacaktık. Öküzleri ve buzağıları öne katıp, kaplarına
doldurduğumuz, yoğurdu, peyniri, yağı, çaşuru ve daha bir sürü yiyeceği atların semerine yükleyip
yola koyulduk. Uzun ve yorucu bir yol bizi bekliyordu. Patikalar bozulmuş, taşlar yuvarlanmıştı
yolumuza. Yavaş yavaş yolu yarılıyorduk. Az ilerdeki çamın gölgesine geçip dinlendik Oyulmuş
çam kovuğundan akan serin yayla suyunu içtikten sonra akşam erkenden köye varabilmek için bir
daha mola vermemek üzere yola çıktık. Engebeli yol ve taslık arazi hızlı ilerlememizi engelliyordu.
Babam eskilerden laflamaya başladı. 'önceden bu yollar daha da kötüydü, yamaçlardan yuvarlanıp
sakat kalanlar hatta ölenler bile vardı. Belki de bu yüzden yaylacılık fazla gelişmemiş ve nüfus
olarak çok azmış. Şimdilerde çoğu yaylanın araba yolu var ve ulaşım kolay olduğu için yayla
göçleri fazla oluyor gittikçe de gelişiyor. Yayla nüfusunun artmasıyla daha da bir canlılık
kazanıyor Bizim yaylanın yolu yok, onun için birkaç aile dışında gelen de olmuyor." Babamın;
"Bizim de araba yolumuz olsa.,, Dediğini duyar gibiydim. Ama bunu gerçekleştirebilmek için çok paraya ihtiyaç vardı. Konuşmamız böyle uzayıp giderken köy göründü ve çok kısa süre sonra köye vardık. Yayladan getirdiğimiz yiyecekleri bir kış boyunca tükettik
Kış da ilkbaharını yaşarken, farklı şehirlerden gelen köylüler arada bir toplanıp hasret gideriyorlar. Bir gün yayladan daha doğrusu yayla yolundan söz açıldı. O sırada köylüler arasında şu konuşma geçti;
Mehmet ÇELİK -Yaylamız çok güzel, fakat ulaşım şartları elverişli olmadığı için bu güzellikten uzak kalıyoruz. Köylü, o yollarda yürümeye korkuyor. Zaten yaşlıların yürüyeceği gibi de değil. Gençler desen, onlar zaten çıkmamak için bahane arıyorlar.
Kemal POLAT -Evet. haklısın Mehmet. Bir yolumuz olsa dışarıdaki köylüler yazın ziyarete gelir, yayla havasını alır, hemşerilerimizi görüp hasret gideririz.
Şevket ÖZER -Hep beraber bir yolunu bulup halledelim arkadaşlar bu meseleyi. Senelerdir yaya olarak gidiyoruz, yayla yürümeye elverişli değil. Adeta yürümek için cesaret gerektiren bir yol
Muammer ALP –Köyümüzün iş adamları var, onları devreye sokup birlik olur ve gerekli
parayı toplarız. Sonra da bu mesele halledilir.

İlkbaharın ortalarıydı. Yolu yapmaya başlamak için her şey hazırda bekliyordu. Köy halkı iş makinelerini ve araç gereçleri temin etmek için birlik oldular. İş makineleri geldikten sonra yolun yapımına başlandı. Amacımız doğaya zara vermeden yolu bitirmek ve yaylacılığı geliştirmekti.
Yazın sonlarına doğru yol tamamen bitmişti. Artık herkes rahatça yaylaya gidebilirdi.
Yolun bitmesiyle beraber dışarıdan köye adeta akın halinde insanlar geliyordu. Özlem ve hasreti
gidermek için, göç vermiş olan köye ve yaylaya tekrar canlılık getirmesi için yaz bitmeden bir de
festival düzenlenmesi planlanıyordu. Kısa bir süre sonra da festival gerçekleşti. Köylü bir arada olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Yeşilin ve mavinin birleştiği yerde doyasıya eğleniliyordu. Beton yığınlarından, kirli havadan ve gürültüden uzak, doğal, tertemiz hava ve doğanın huzur verici sesleri eşliğinde vakit geçiren insanların sevinci gözlerinden okunuyordu.
Tüm bunlar bir sohbet esnasında geçerken, gerçeğe dönüşmüştü Biz de yıllardır çektiğimiz bu çile son bulduğu için çok mutluyduk...


 Editör :  Yusufeli'nin Sesi

Payla? |

 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  yb

 Kategori  Kültür - Sanat

753 Ki?i Tarafyndan Okundu.

Yorum ( 0 )   

Kayytly Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Di?er Ba?lyklar

 
 
 

 

 Duyuru
 Köşe Yazıları

Hasan ÖRÜCÜ

Hasan ÖRÜCÜ ¬
Yazı Eklenmemiş

Fatih Poyraz

Fatih Poyraz ¬
İki farklı farkediş

Oktay Erkan

Oktay Erkan ¬
Kendini Bilmeyen Üç Beş densiz

Sevinç Tunç

Sevinç Tunç ¬
TÜRKLERİN AKDENİZ ÇIKARMASI
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Nusret Yazıcı İŞKUR Genel Müdürü Nusret Yazıcı İŞKUR Genel Müdürü
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü’ne Nusret yazıcı atandı....

1 Mayıs İşçi Bayramında İş Kazası
 
 Takvim

Mayıs 2012

Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Pzr
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 3
 Bugün : 28
 Dün : 124
 Toplam : 115306
 Ip No : 38.107.179.230
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.8236 1.8324
  Euro 2.3158 2.327
 
 Hava Durumu



 
 Reklam









Yusufeli | Siyaset | Turizm | Kültür - Sanat | Spor | Röportajlar | Aktüalite | Eğitim | Sağlık | VİDEOLAR | Gizlilik Politikası


 

   © Copyright - 2007-2012- | YUSUFELİ'NİN SESİ | - Tüm Hakları Saklıdır. 

CraL Productions 2012 | Information Technology | EkBilgi.Net Çilemhaber kullanilmakta..